31
Tem

Can Dündar”Iın kaleminden REFERANDUMDA NEDEN “HAYIR” diğeceğiz.

   Yazan: melik   Kategori Okumayı Bilelim

Şimdi bir referandum yapsak ve halka sorsak:

“Türkiye’de bazı eski politikacılar ten­cereyi pisletmişlerdir. Bunların ebediyen mes­lekten alıkonmalarına ne dersiniz?”

Bugün insana şaka gibi geliyor, ama malumu­nuz bu soru, çok da değil 8 yıl önce halkımıza sorulmuş ve “eski politikacılar” yasak cendere­sinden kılpayı kurtulmuşlardı.

Halkın neredeyse yarısının “Evet. Artık bunlar politika yapmasın. Evlerinde otursunlar” dediği bu politikacılardan birisi bugün Cum­hurbaşkanlığı Köşkü’nde oturmaktadır. İkisi, Ecevit ve Erbakan ise Baş­bakanlık için yarış halin­dedir.

Halkımız 8 yıl önce ta­rihin arşivine kaldırmaya hazırlandığı politikacıları bugün “umut kapısı” ha­line getirmiş ve devleti, onların ellerine teslim etmiştir.

Onlar için “yasaklan­sınlar” diye kampanya açanlar ise bugün evlerinde ya da kabirlerinde tarihin arşivine kalkmış bulunuyorlar.

* * *

Çünkü halk, günlük kaygılarla yaşar. Bazen sıradan ihtiyaçları yüzyıllık ilkelere tercih ede­bilir. Tek yönlü bir şartlandırma ya da güçlü bir propaganda atağı, halkı “yanlış” sulara doğru sürükleyebilir.

Bu yüzden örneğin, ABD gibi bazı köklü de­mokrasiler, bazı temel insan haklarını, halkın bile delemeyeceği kadar güçlü zırhlarla koru­muşlar ve Anayasalarının en başına Kongre’nin düşünce ve basın özgürlüğü aleyhine hiçbir yasa çıkaramayacağını yazmışlardır.

Halkın her zaman “en adil yargıç” olduğu gö­rüşü, hayli su götürür bir iddiadan ibarettir. Şu anda halkımızın büyük çoğunluğunun şikayetçi olduğu 1982 Anayasası, aynı halkımızın büyük çoğunluğunun oylarıyla kabul edilmemiş miydi? Halk, kendi elleriyle koyduğu yasağı kaldırmak için 5 yıl sonra yeniden sandığa gitmiş ve “tamam vazgeçtim” demiştir.

Olan da, 5 yıl boyunca yasaklı kalanlara ol­muştur.

Gelin görün ki, o yasağın en çok kahrını çek­miş olanlar, bugün başka düşünce sahiplerine yasak konulabilmesi için yeniden halka sormak gerektiğini öne sürebilmektedirler.

* * *

Halka şirin görünme çabası, belki halkın oyuna muhtaç politikacılar için “anlaşılır bir defo” sayılabilir. Ancak seçim kaygılarından arınmış bir Cumhurbaşkanından beklenen, herhalde bazen “halka rağmen” bazı evrensel ilkelere ve temel haklara sahip çıkmasıdır.

Düşünce özgürlüğü işte bu temel haklardan­dır.

8. madde yarın halkın önüne konduğunda hiç kuşkunuz olmasın ki referandum kampanyası bir soğuk savaş arenasına dönüşecek ve “vatan hainleri fikrini söyleyebilsin mi” polemiği mi­ting meydanlarına taşınacaktır.

Anti-demokratik bir uygulamayla bir kez halktan cevaz alındı mı yeni referandum sorula­rı sıraya girecektir:

“Peki vatan hainlerinin idam cezalarının hızla infazına ne dersiniz?”

“Sizce örgüte yardım etmiş insanlara işkence yapılması normal değil midir?”

“İrticai veya bölücü bir yönelim karşısında or­dunun müdahalesine ne dersiniz?”

Hitler de iktidara halk oyuyla gelmemiş miy­di?

* * *

O yüzden ben Çankaya patentli bu referan­dum önerisine “hayır” diyorum. Patent sahiple­rine kendi yasaklı yıllarını ve bir referandumda halkın ebedi yasağından nasıl kılpayı kurtulduk­larını hatırlatıyorum. Halkın oyu yasakları sürdürmeye yetseydi bugün Marmaris’te bir res­samla değil, Köşk’te bir askerle yaşıyor olacağı­mızı belirtmek istiyorum.

Ve güney sahillerinde tatil yapan devlet adamlarımıza yazlık giysi olarak, üzerinde “No, no..” yazan turuncu tişörtler tavsiye edi­yorum.

| Bu yazı toplamda 87, bugün ise 2 defa okunmuştur |

31
Tem

12 eylül 2010 tarihli anayasa değişikliğini esas alan referandumda neden “HAYIR” demeliyiz.

   Yazan: melik   Kategori Okumayı Bilelim

Yard. Doç.Ruhi ERSOY

Referandumda neden “HAYIR” demeliyiz…

Referandumda neden “HAYIR” demeliyiz ve “Medyada Düşürülmüş Maskeler” kitabı

Ülkenizin, ilkenizin ve ülkünüzün oylanacağı, uzun vadede milli varlık yokluk meselesi olacak olan 12 Eylül 2010 tarihinde yapılacak referandumda “HAYIR” çıkması, ülkenin yeniden kendine gelişinin de ilk aydınlatma fişekleri olacaktır. Yıldıray Çiçek’in yeni yayınlanan “MEDYADA DÜŞÜRÜLMÜŞ MASKELER” adlı kitabı, bu süreçte tekrar tekrar okunması ve okutulması gereken bir çalışmadır.

*** Devamını oku »

| Bu yazı toplamda 62, bugün ise 3 defa okunmuştur |

31
May

İskenderun”da kanlı saldırı. PKK”lı teröristlerin yapmış olduğu saldırıda 6 askerimiz şehit oldu.

   Yazan: melik   Kategori Okumayı Bilelim

Deniz Üs Komutanlığı’na bağlı İkmal
Birliği’ne teröristlerce önce roketatarlı, ardından uzun namlulu
silahlarla saldırı düzenlendi. 6 asker şehit oldu, 9 asker yaralandı.



İskenderun”da Deniz Üs Komutanlığı’na bağlı İkmal Birliği’ne teröristlerce
önce roketatarlı, ardından uzun namlulu silahlarla saldırı düzenlendi. 6
asker şehit oldu, 9 asker yaralandı.

İskenderun”da Deniz Üs Komutanlığı’na bağlı İkmal Destek komutanlığı’na
düzenlenen roketli saldırıda şehit olan askerlerden  5´inin  Kenan Oğuz
Arbay, İsmail Kuntel, Erol Kaplan, Serhat Aslan ve Ümit Akbulut ve
Erhan Terlemez olduğu açıklandı.

Yaralılardan tedavileri süren
5′inin isimleri ise şöyle: “Mehmet Aynur, Osman Toplar, Süleyman Kılıç,
Taner Adıyaman, Nedim Çapıntüre.”

İskenderun”da ilçesinde
Deniz İkmal Destek Komutanlığına teröristlerce roketatarla düzenlenen
saldırıda ağır yaralanan 3 asker, Ankara Gülhane Askeri Tıp Fakültesi
Hastanesine (GATA) sevk edildi. Şehit olan 6 askerin cenazesi de
İskenderun Askeri Hastanesine kaldırıldı.

AA muhabirinin aldığı
bilgiye göre, ilçe girişindeki Modernevler Mahallesi’nde bulunan Deniz
İkmal Destek Komutanlığına saat 00.40 sıralarında teröristler tarafından
roketatarlarla yapılan saldırıda şehit olan askerlerin cenazesi,
İskenderun Devlet Hastanesinden alınarak, Askeri Hastane Morguna
götürüldü.

Vatandaşlar BDP binasına gitti
İskenderun”da İlçesi’nde Deniz Üs Komutanlığı’na bağlı İkmal Destek
komutanlığı’na teröristlerin saldırı düzenlediği haberine alan
vatandaşlar, yaralıların kaldırıldığı İlçe Devlet Hastanesi’ne akın
etti. Burada bir grup vatandaş, hastanenin yaklaşık 800 merte ilerisinde
bulunan Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) ilçe binasına yürüyerek, taşlı
saldırıda bulundu. Polisin müdahalesi sonrası vatandaşlar, parti binası
çevresinden uzaklaştırıldı

| Bu yazı toplamda 49, bugün ise 0 defa okunmuştur |

10
May

Nesrin Baytok”un önlenemez ve anlamsız yükselişi.

   Yazan: melik   Kategori Ünlüleri Bilelim

Nesrin Baytok Kimdir? (Tarsus/1960)
10 Mayıs 2010 Pazartesi 00:02 Nesrin Baytok Kimdir? (Tarsus/1960)

Nesrin Baytok Cumhuriyet Halk Partisi (CHP)’de merdivenleri çok hızlı tırmandı. CHP’ye ilk olarak kitap satıcısı olarak girdi.

Nesrin Baytok Cumhuriyet Halk Partisi (CHP)’de merdivenleri çok hızlı tırmandı. CHP’ye ilk olarak kitap satıcısı olarak girdi. Ardından çağ atlayarak Deniz Baykal’ın özel kalem müdürü oldu. En sonunda da CHP’den Ankara Milletvekili olmayı başardı.

İşte Nesrin Baytok’un CHP’deki öyküsü.

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ile Ankara Milletvekili Nesrin Baytok’a ait olduğu iddia edilen özel görüntüler siyasi arenaya bomba gibi düşmüştü. Milletvekilliği öncesinde Baykal’ın özel kalem müdürlüğünü yürüten ve “sırdaşı”olarak bilinen Baytok, CHP lideriyle hep yakın çalıştı.

Baykal’ın güvenini Kazanan Baytok, genel başkanın onayıyla Temmuz 2007′de Ankara Milletvekili olarak parlamentoya girdi. Şok görüntülerle patlak veren tartışmalarda en çok merak edilen konulardan birini, Baykal ile Baytok’un geçmişe uzanan mesai arkadaşlıkları oluşturdu.

Baytok’un 20 yıl önce, o dönem Sosyal Demokrat Halkçı Parti (SHP) olan partinin Genel Merkezi’nin kapısından girip, Genel Başkan katına tırmanması, oradan parlamentoya uzanıp bugün en çok tartışılan Kadın siyasetçi olmasına kadar uzanan öyküsü şöyle: nHalen Ankara Milletvekili olan Nesrin Baytok’un yükseliş öyküsü 1989-1990 yıllarında başladı.

O tarihte SHP Genel Merkezi’ne gelen genç Kadın kitap pazarlaması yapıyordu. İlk olarak, o sırada partinin etkili isimlerinden olan Erol Çevikçe ile tanıştı ve bir süre sonra Genel Merkez’de işe başladı.

DEDİKODU YAYILDI

ODTÜ Maden Mühendisliği mezunu olan Baytok, 1991-1992 döneminde Baykal tarafından keşfedildi. SHP Genel Sekreteri Baykal’ın özel kaleminde görev aldı. Baykal, merhum Erdal İnönü’ye karşı liderlik yarışını kaybettiğinde, Ankara Köroğlu Caddesi’nde kurduğu “Gölge Genel Merkez”de Baytok’a da iş verdi. Devamını oku »

| Bu yazı toplamda 84, bugün ise 0 defa okunmuştur |

10
May

Deniz Baykal ile ilişkisi olduğu iddasıyla gündeme bomba gibi oturan Nesrin BAYTOK kimdir? indir

   Yazan: melik   Kategori Ünlüleri Bilelim

Nesrin Baytok kimdir? Nesrin Baytok Deniz Baykal’ın eski özel kalem müdürü.Bu dönemde milletvekili seçildi.

İşte Nesrin Baytok’un biyografisi

Nesrin Baytok, 20 Nisan 1960′ta Mersin Tarsus”ta doğdu. Babasının adı Mustafa, annesinin adı Esma”dır. Maden Mühendisi; Orta Doğu Teknik Üniversitesi Maden Mühendisliği Bölümü”nü bitirdi. Özel sektörde çalıştı. Cumhuriyet Halk Partisi”nde Özel Kalem Müdürlüğü görevinde bulundu. Finansal Forum ve Forum Diplomatik gazetelerinde köşe yazarlığı yaptı. Orta düzeyde İngilizce bilen Baytok, evli ve 1 çocuk annesidir.

| Bu yazı toplamda 136, bugün ise 0 defa okunmuştur |

16
Nis

Şarkıcı Tarkan Tevetoğlu kokain kullandığı iddasıyla gözlatına alındı

   Yazan: melik   Kategori Magazini Bilelim

Üzüleren söylemeliyim tarkanın serbest kalmasına sevinmedim.Bu memlekette daha iddanameleri hazırlanmadan hapise atılan birsürü insan var.Bunlardan en yakın örnek Deniz Seki dir. Kadıncağız o kadar süre hapiste yattı ve moral olarakta yıkıldı. Diğer taraftan suçluluğu kesinleşmemiş paşalar içerde. Ama gelin görün katiller ve tarkan dışarda. Tarkan ne hizmet ettide bu tolerans gösterildi nezarette değilde karakolun ofisinde misafir edildi. Aynı muamele neden Deniz Seki”ye gösterilmedi. Hatırlayanlarınız vardır İbrahim Tatlıses”i bile kelepçeleyip götürmemişlermiydi zamanında. İşte tarkan seni sevmeyenlerin gerekçelerini nedenleri haklı çıkaracak bir sebep daha. tarkan uyuşturucu içerken yakalandı belkide birilerine temin de ediyordu ama polislerin otuduğu yerde paşalar gibi misafir edildi ve salıverildi.Neden yaw arkadaş neden yazık değilmi Deniz Seki”ye. Kızın hayatını kaydırdınız.İşte haberin devamı….

İstanbul Emniyet Müdürlüğü Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerinin düzenlediği operasyon kapsamında gözaltına alınan, aralarında şarkıcı Tarkan’ın da bulunduğu 10 kişinin, 6 ay süren takip sonucu gözaltına alındığı belirtildi.
Polis ekipleri,  takibe aldıkları uyuşturucu satıcıları Selman Güngör Şenel ve Abdülmelik Geniş’i yakalamak üzere operasyon başlattı. Önceki gece saat 22.00’de başlayan operasyon kapsamında uyuşturucu satıcıları Şenel ve Geniş gözaltına alındı. Sosyetenin önemli isimlerine uyuşturucu sattıkları belirlenen satıcılarla irtibat kurdukları öne sürülenTarkan, işadamı Murat Erdoğan, işadamı Fuat Miras’ın oğulları Ömer Faruk ve Tarık Miras, eski DYP Milletvekili Rıfat Yüzbaşıoğlu’nun oğlu Gökhan Yüzbaşıoğlu, Necdet Aytek, magazin gazetecileri Bekir Saçar ve Kubilay Keskin de gözaltına alındı.
Operasyonda Tarkan’ın Ömerli’de bulunan çiftliğinde yapılan aramada 12.5 gram esrar ele geçirildi. Şüpheliler, nezarethaneye konulurken, Tarkan operasyonu yürüten emniyet amirinin odasına alındı. Kahve ikram edilen Tarkan’ın, evindeki esrarı soran narkotik polislerine, “Esrar şoförümün. Esrar kullanmıyorum. Kokain kullanıyorum” dediği öne sürüldü. Geceyi emniyette polisin dinlenme odasında geçiren Tarkan’a sabah kahvaltıdan birkaç saat önce de kaşarlı tost ve çay ikram etti.

Pazartesi adliyeye çıkacaklar
Sanıkların 1 Mart Pazartesi günü Beşiktaş’taki İstanbul Adliyesi’ne sevk edilecekleri belirtildi. Gözaltında bulunan Ömer Faruk Miras’ın iki ay önce de 300 gram esrarla yakalandığı öğrenildi. Yetkililerden alınan bilgilere göre şarkıcı Tarkan’a uyuşturucu kullanmaya yer temin etmekten ve uyuşturucu kullanmaktan işlem yapıldığı kaydedildi.

5 Avukat savunacak
Tarkan’ın gözaltı süresince sadece avukatıyla görüşmesine izin verildi. Bu arada Tarkan’ın davasıyla 5 avukatın birden ilgileneceği öğrenildi. Dün bütün gün Tarkan’ın koruması Levent Büyükağaoğlu ile menajeri Uygar Ateş Emniyet Müdürlüğü’nün önünde gelişmeleri takip etti. Tarkan’ın menajeri Ateş, “Tarkan’ı polis arkadaşlar çok iyi ağırlıyor. Şimdilik bir sorunumuz yok” dedi. Tarkan’ın avukatı, “Esrar ve kokain kullanmıyor. Gerekli açıklamayı daha sonra yapacağız” diye konuştu. Tarkan’ın gözaltına alındığını duyan kardeşi Hakan Tevetoğlu ve yeğeni ise gece yarısı Emniyet Müdürlüğü’ne koştu. Hakan Tevetoğlu, “Hiçbir şey bildiğiniz gibi değil. Gerekli açıklamayı yapacağız. Şu an ifadesi alınıyor. Konuyla ilgili açıklama yapmak istemiyorum” dedi. Devamını oku »

| Bu yazı toplamda 49, bugün ise 0 defa okunmuştur |

28
Mar

Naomi Campbell iç çamaşırsız yakalandı. İşte bomba fotograflar karşınızda

   Yazan: melik   Kategori Magazini Bilelim

Bir gece klübünün  odasında eğlenirken işte böyle yakalandı. Elbisesinin altına iç çamaşırı giymeyen top model Naomi Campbell dans ederken öylesine kendinden geçmiş olacak ki aşağıdaki kameraları görmemiş. Devamını oku »

| Bu yazı toplamda 1552, bugün ise 2 defa okunmuştur |

28
Mar

Eyvah Eyvah Filminin Konusu, Özeti, Oyuncular, Resimler

   Yazan: melik   Kategori İzlemeyi Bilelim

Hüseyin, Trakya’nın bir köyünde ninesi ve dedesiyle büyüyen bir delikanlıdır. İki büyük aşkı klarnet çalmak ve Müjgan ile hayatı mutlu devam ederken, hiç beklemediği bir olay onu köyünden ayırır. İstanbul’a gelen Hüseyin’e önce klarneti, sonra da şarkıcı Firuzan destek olacaktır. İstanbul’un gece klüplerinde fırtına gibi esen Firuzan’ın hayatı rengarenk ve bir o kadar da karışıktır. Hüseyin’le tanışınca hayatına hem kahkaha hem macera dahil olacaktır.

Yönetmen :     Hakan Algül
Senaryo :     Ata Demirer
Oyuncular :     Ata Demirer, Demet Akbağ, Özge Şakrak Borak, Salih Kalyon, Tanju Tuncel
Filmin Türü :     Komedi
Orijinal Adı :     Eyvah Eyvah
Yapımcı Firma :     BKM Film
Yapım Yılı :     2010
Yapım Ülkesi :     Türkiye
Orijinal Dili :     Türkçe
Resmi Sitesi :     www.eyyvaheyvah.com/
Dağıtıcı Firma :     UIP Filmcilik
Vizyon Tarihi :     26.02.2010

| Bu yazı toplamda 60, bugün ise 0 defa okunmuştur |

14
Şub

Lozan Antlaşması, Lozan Anlaşması, Maddeleri, Şartları, Görüşmeler,

   Yazan: melik   Kategori Derslerimizi Bilelim

Lozan Antlaşması
Yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin, milletlerarası planda resmen tanındığı antlaşma.

24 Temmuz 1923 tarihinde İsviçre’nin Lausanne (Lozan) şehrinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi temsilcileriyle İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan, Romanya, Bulgaristan, Portekiz, Belçika, Rusya, Yugoslavya temsilcileri tarafından, Lozan Üniversitesi salonunda imzalandı.

Osmanlı Devleti’ni yıkıp, topraklarının paylaşılması için çıkartılan Birinci Dünya Savaşı (1914-1918) sonunda başlatılan Türk İstiklâl Harbinden sonra, işgalci devletler ile 11 Ekim 1922 tarihinde Mudanya Mütarekesi (ateşkesi) imzalanmıştı. İşgalci devletler ile kesin bir antlaşma yapılması için, Türkiye, 4 Ekim 1922 tarihindeki notasıyla, görüşmelerin İzmir’de başlatılmasını istedi. İşgalci devletler, İzmir’de Yunan mezalim ve tahribatını görmezlikten gelmek için, İsviçre’nin Lausanne şehrini tercih etti. Konferansın 13 Kasım 1922’de başlayacağını ilan edip, Türkiye’de iki hükümet olduğu telakkisiyle, görüşmelere katılması için Ankara’daki Türkiye Büyük Millet Meclisi ve İstanbul’daki Osmanlı Sultanı Altıncı Mehmed Hana (Sultan Vahideddin Han) müracaat ettiler. TBMM, bu duruma son vermek için, 1 Kasım 1922 günü çıkarılan iki maddelik bir kanunla, Saltanat ve Osmanlı Hükümetinin, 16 Mart 1920’de İstanbul’un İtilâf devletlerince resmen işgalinden itibaren kaldırıldığını kabul ve ilan etti. 600 yıldan fazla hükümran olan Osmanlı Hânedânına son verilerek, Lozan Konferansına TBMM hükümeti, tek başına katıldı.

13 Kasım 1922’de başlayacağı ilan edilen konferans, 20 Kasım’da başlatıldı. Lozan Konferansında TBMM’ni, Hâriciye Vekili (Dışişleri Bakanı) ve Edirne Mebusu İsmet Paşa (İnönü) başmurahhaslığında, Sıhhiye Vekili (Sağlık Bakanı) ve Sinop Mebusu Dr. Rıza Nur, Trabzon Mebusu Hasan Bey (Saka) murahhaslar, yirmi dört müşavir, sekiz kâtip, bir mütercim, gazeteciler ve askerlerden meydana gelen heyetle temsil etti. İngiltere heyetini İstanbul fevkalâde komiseri Sir Horas Rumbolt ve Musul Petrol İşletmesi Şirketinin idare heyeti başkanı Lord Curzon; Fransa adına Şark Fevkalade Komiseri General Pelle; İtalya’yı İstanbul Fevkalade Komiseri Marki Camille Garoni ve Sezar Montanya; Japonya’yı Roma Büyükelçisi Baron Hayaşi, Baron Uçiyai; Yunanistan’ı Elefteryos K. Venizelos ve Demeter Kaklamanos; Romanya’yı Konstantin Dimondy, Konstantin Konseska; Sırp-Hırvat-Sloven Krallığını Dr. Milotin Yuvanoviç; Bulgaristan’ı Bogdan Morfot, Dimitri Stanciof, M.Stambulhu, M.Kinstantoderof; Rusya adına M.Çiçerin, M.Rekefski ve M. Medivani; Portekiz’i M. M. Pereyre; Belçika’yı M. Beletzer ve Amerikan müşahitlerinden M. Caylnd, M. Gru ve Amiral Bristol temsil edip, katıldılar. Konferansa, ev sahibi olarak, İsviçre Cumhurbaşkanı Hab, başkanlık yaptı. 21 Kasım 1922’de, konferansta görüşülecek meseleler için komisyonlar kuruldu. Askerî ve Arazi Komisyonu Başkanlığına Lord Curzon; Azınlıklar ve Yabancılar Komisyonu Başkanlığına Marki Garroni; Malî ve İktisadî Komisyon Başkanlığına Fransa temsilcisi M. Barriere seçildiler. Devamını oku »

| Bu yazı toplamda 322, bugün ise 0 defa okunmuştur |

14
Şub

OĞUZ KAĞAN DESTANI, OĞUZ DESTANININ ÖZELLİKLERİ, TÜRK MİTOLOJİSİ VE KUTSAL ÇOCUKLAR, OĞUZ - KAĞAN’IN DOĞUŞU,

   Yazan: melik   Kategori Derslerimizi Bilelim

1. OĞUZ DESTANININ ÖZELLİKLERİ

Eski Türk tarihinde hükümdarların doğuşu, efsanelere büründürülmüş ve kutsal bir olay gibi anlatılmışlardı. Hükümdarlar böyle kutsallaştırılıp, gökten indirilir iken; elbetteki Oğuz-Kağan gibi, bütün Türk kaviminin atası olan kutsal bir kişinin menşeleri de, Tanrıya ve göğe bağlanacaktı. Eski Türklere göre herşeyi yaratan ve her varlığın sahibi olan tek kutsal şey, gökteki biricik Tanrı idi.Aslında göğün kendisi olan Tanrı değildi. Çünkü gök de, yer gibi, maddî birer varlık ve yüce Tanrı tarafından yaratılmış, dünyanın birer parçası idiler. Gök, bir tane idi ve dünyamızın üstünü, bir kubbe şeklinde kaplıyordu. Fakat bu kubbenin üstünde, daha bir çok gökler vardı. Ayın güneşin ve türlü yıldızlar ile burçların dolaştıkları, ayrı ayrı gökler, uzayın sonsuzluklarını kendi aralarında paylaşıyorlardı. Bütün bunların üstünde, bir gök daha vardı ki, bu gökte yaratıcı, büyük ve tek Tanrı oturuyordu. Eski Türkler, ğögün katlarını üst üste koyma yolu ile saymamışlardı. Fakat sonradan, biraz da dış tesirler sebebi ile gökleri, yedi veya dokuz kat olarak tarif etmeğe başladılar.

“Oğuz-Kağan destanına, Uygur çağından sonra, hafif dış tesirler girmeğe başladı”:

Göktürk çağında, eski Türk dini ile inançları, bozulmadan devam etmekte ve gittikçe de gelişmekte idi. Uygur devleti kurulup da, yeni bir çok dinler Türkler arasına girmeğe başlayınca, durum biraz daha değişti. Çünkü Uygurlar, çok daha önceleri Çin’in ortalarında gezmişler, ticaret yapmışlar ve birçok insanlarla karşılaşarak, konuşmuşlardı. “Bu dış ilişkiler, Uygurlara birçok yeni görüşler getirmiş ve onlarda, büyük dinlere inanmak ihtiyacını doğurmuştur.” Ticaret, eski Türk savaşçılarının dini ile, pek bağdaşan bir meslek değildi. Eski Türk dini, disiplin, otorite ve savaşçılığı, herşeyden üstün tutuyordu. Halbuki tüccarlar, daha geniş ve rahat bir hayata sahip olmak zorunda idiler. İşte bunun içindir ki, bu zamana kadar Türkler göğe ve gökten gelen kutsallıklara inanırlar iken, Uygur çağında durum birdenbire değişiyordu. Uygurlar, köklerini Suriye’den alıp, İran’da gelişen Mani dinini aldıktan sonra, aya daha çok önem vermeye başladılar. Aslında ise Türklerde, kutsal olan en önemli şey, gökten sonra dünyamızı ışıtan güneş idi. “Uygurların, güneşten aya geçmiş olmaları, yeni bir düşüncenin başlangıcı gibi sayılabilirdi”. Bu sebeple, Uygurlar çağında yazılmış Oğuz-Kağan destanlarında, eski Türklerin dedikleri gibi kutsal kişiler, artık “Göğün oğlu” değil; “Ayın oğulları” oluyorlardı. Oğuz-Kağan da “Ay Tanrı” nın bir oğlu idi. Destan, daha başlangıçta, şöyle başlıyordu: Devamını oku »

| Bu yazı toplamda 116, bugün ise 0 defa okunmuştur |

Page 1 of 36012345»...Last »

 kays ticaret iskenderun dekorasyon