14
Şub

Lozan Antlaşması, Lozan Anlaşması, Maddeleri, Şartları, Görüşmeler,

   Yazan: melik   Kategori Derslerimizi Bilelim

Lozan Antlaşması
Yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin, milletlerarası planda resmen tanındığı antlaşma.

24 Temmuz 1923 tarihinde İsviçre’nin Lausanne (Lozan) şehrinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi temsilcileriyle İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan, Romanya, Bulgaristan, Portekiz, Belçika, Rusya, Yugoslavya temsilcileri tarafından, Lozan Üniversitesi salonunda imzalandı.

Osmanlı Devleti’ni yıkıp, topraklarının paylaşılması için çıkartılan Birinci Dünya Savaşı (1914-1918) sonunda başlatılan Türk İstiklâl Harbinden sonra, işgalci devletler ile 11 Ekim 1922 tarihinde Mudanya Mütarekesi (ateşkesi) imzalanmıştı. İşgalci devletler ile kesin bir antlaşma yapılması için, Türkiye, 4 Ekim 1922 tarihindeki notasıyla, görüşmelerin İzmir’de başlatılmasını istedi. İşgalci devletler, İzmir’de Yunan mezalim ve tahribatını görmezlikten gelmek için, İsviçre’nin Lausanne şehrini tercih etti. Konferansın 13 Kasım 1922’de başlayacağını ilan edip, Türkiye’de iki hükümet olduğu telakkisiyle, görüşmelere katılması için Ankara’daki Türkiye Büyük Millet Meclisi ve İstanbul’daki Osmanlı Sultanı Altıncı Mehmed Hana (Sultan Vahideddin Han) müracaat ettiler. TBMM, bu duruma son vermek için, 1 Kasım 1922 günü çıkarılan iki maddelik bir kanunla, Saltanat ve Osmanlı Hükümetinin, 16 Mart 1920’de İstanbul’un İtilâf devletlerince resmen işgalinden itibaren kaldırıldığını kabul ve ilan etti. 600 yıldan fazla hükümran olan Osmanlı Hânedânına son verilerek, Lozan Konferansına TBMM hükümeti, tek başına katıldı.

13 Kasım 1922’de başlayacağı ilan edilen konferans, 20 Kasım’da başlatıldı. Lozan Konferansında TBMM’ni, Hâriciye Vekili (Dışişleri Bakanı) ve Edirne Mebusu İsmet Paşa (İnönü) başmurahhaslığında, Sıhhiye Vekili (Sağlık Bakanı) ve Sinop Mebusu Dr. Rıza Nur, Trabzon Mebusu Hasan Bey (Saka) murahhaslar, yirmi dört müşavir, sekiz kâtip, bir mütercim, gazeteciler ve askerlerden meydana gelen heyetle temsil etti. İngiltere heyetini İstanbul fevkalâde komiseri Sir Horas Rumbolt ve Musul Petrol İşletmesi Şirketinin idare heyeti başkanı Lord Curzon; Fransa adına Şark Fevkalade Komiseri General Pelle; İtalya’yı İstanbul Fevkalade Komiseri Marki Camille Garoni ve Sezar Montanya; Japonya’yı Roma Büyükelçisi Baron Hayaşi, Baron Uçiyai; Yunanistan’ı Elefteryos K. Venizelos ve Demeter Kaklamanos; Romanya’yı Konstantin Dimondy, Konstantin Konseska; Sırp-Hırvat-Sloven Krallığını Dr. Milotin Yuvanoviç; Bulgaristan’ı Bogdan Morfot, Dimitri Stanciof, M.Stambulhu, M.Kinstantoderof; Rusya adına M.Çiçerin, M.Rekefski ve M. Medivani; Portekiz’i M. M. Pereyre; Belçika’yı M. Beletzer ve Amerikan müşahitlerinden M. Caylnd, M. Gru ve Amiral Bristol temsil edip, katıldılar. Konferansa, ev sahibi olarak, İsviçre Cumhurbaşkanı Hab, başkanlık yaptı. 21 Kasım 1922’de, konferansta görüşülecek meseleler için komisyonlar kuruldu. Askerî ve Arazi Komisyonu Başkanlığına Lord Curzon; Azınlıklar ve Yabancılar Komisyonu Başkanlığına Marki Garroni; Malî ve İktisadî Komisyon Başkanlığına Fransa temsilcisi M. Barriere seçildiler. Devamını oku »

| Bu yazı toplamda 322, bugün ise 0 defa okunmuştur |

14
Şub

OĞUZ KAĞAN DESTANI, OĞUZ DESTANININ ÖZELLİKLERİ, TÜRK MİTOLOJİSİ VE KUTSAL ÇOCUKLAR, OĞUZ - KAĞAN’IN DOĞUŞU,

   Yazan: melik   Kategori Derslerimizi Bilelim

1. OĞUZ DESTANININ ÖZELLİKLERİ

Eski Türk tarihinde hükümdarların doğuşu, efsanelere büründürülmüş ve kutsal bir olay gibi anlatılmışlardı. Hükümdarlar böyle kutsallaştırılıp, gökten indirilir iken; elbetteki Oğuz-Kağan gibi, bütün Türk kaviminin atası olan kutsal bir kişinin menşeleri de, Tanrıya ve göğe bağlanacaktı. Eski Türklere göre herşeyi yaratan ve her varlığın sahibi olan tek kutsal şey, gökteki biricik Tanrı idi.Aslında göğün kendisi olan Tanrı değildi. Çünkü gök de, yer gibi, maddî birer varlık ve yüce Tanrı tarafından yaratılmış, dünyanın birer parçası idiler. Gök, bir tane idi ve dünyamızın üstünü, bir kubbe şeklinde kaplıyordu. Fakat bu kubbenin üstünde, daha bir çok gökler vardı. Ayın güneşin ve türlü yıldızlar ile burçların dolaştıkları, ayrı ayrı gökler, uzayın sonsuzluklarını kendi aralarında paylaşıyorlardı. Bütün bunların üstünde, bir gök daha vardı ki, bu gökte yaratıcı, büyük ve tek Tanrı oturuyordu. Eski Türkler, ğögün katlarını üst üste koyma yolu ile saymamışlardı. Fakat sonradan, biraz da dış tesirler sebebi ile gökleri, yedi veya dokuz kat olarak tarif etmeğe başladılar.

“Oğuz-Kağan destanına, Uygur çağından sonra, hafif dış tesirler girmeğe başladı”:

Göktürk çağında, eski Türk dini ile inançları, bozulmadan devam etmekte ve gittikçe de gelişmekte idi. Uygur devleti kurulup da, yeni bir çok dinler Türkler arasına girmeğe başlayınca, durum biraz daha değişti. Çünkü Uygurlar, çok daha önceleri Çin’in ortalarında gezmişler, ticaret yapmışlar ve birçok insanlarla karşılaşarak, konuşmuşlardı. “Bu dış ilişkiler, Uygurlara birçok yeni görüşler getirmiş ve onlarda, büyük dinlere inanmak ihtiyacını doğurmuştur.” Ticaret, eski Türk savaşçılarının dini ile, pek bağdaşan bir meslek değildi. Eski Türk dini, disiplin, otorite ve savaşçılığı, herşeyden üstün tutuyordu. Halbuki tüccarlar, daha geniş ve rahat bir hayata sahip olmak zorunda idiler. İşte bunun içindir ki, bu zamana kadar Türkler göğe ve gökten gelen kutsallıklara inanırlar iken, Uygur çağında durum birdenbire değişiyordu. Uygurlar, köklerini Suriye’den alıp, İran’da gelişen Mani dinini aldıktan sonra, aya daha çok önem vermeye başladılar. Aslında ise Türklerde, kutsal olan en önemli şey, gökten sonra dünyamızı ışıtan güneş idi. “Uygurların, güneşten aya geçmiş olmaları, yeni bir düşüncenin başlangıcı gibi sayılabilirdi”. Bu sebeple, Uygurlar çağında yazılmış Oğuz-Kağan destanlarında, eski Türklerin dedikleri gibi kutsal kişiler, artık “Göğün oğlu” değil; “Ayın oğulları” oluyorlardı. Oğuz-Kağan da “Ay Tanrı” nın bir oğlu idi. Destan, daha başlangıçta, şöyle başlıyordu: Devamını oku »

| Bu yazı toplamda 116, bugün ise 0 defa okunmuştur |

11
Şub

Melikşah hayatı, eserleri, hükümdarlığı, mirası, ölümü iç savaşlar ve Nizamülmülk

   Yazan: melik   Kategori Derslerimizi Bilelim

Hayatı

Melikşah [[1045] tarihinde doğdu. Babası Alparslan, kaabiliyeti ve cesareti ile dikkati çeken Melikşah ile yakından ilgilendi. Melikşah babası ile birlikte küçük yaşta Gürcistan seferine katıldı. Alparslan 1066 tarihinde Melikşahı veliaht tayin etti. 1075 tarihinde Alparslan’ın ölümünden sonra Melikşah hükümdar oldu. Melikşah sultan olduktan sonra babası zamanında vezirlik makamına getirilen Nizamülmülk’ü görevinde bıraktı.Alparslan’ın hükümdar olduğu dönem Büyük Selçuklu Devleti’nin en parlak dönemidir.Babası Alparslan’ın yerine Melikşah’ı 1075 yılında tahta geçti..Tahta geçtiği ilk yıllarda amcası Kavurd yönetimi ele geçirmek için isyan etti.Onu yenerek ülkesinde düzeni sağladı.Bu arada Devletimizdeki iç isyandan faydalanan Gazneli ve Osmanlı Devletleri birleşerek saldırdılar.Bu iki devletide yendiler.Karahanlı Devleti bu mağlubiyetten sonra ikiye ayrıldı.Doğu Karahanlıları Karahitaylar,Batı Karahanlıları Harzemşahlar ögretmeni yönetmiştir.
Hükümdarlığı

Melikşah tahta çıktıktan sonra gazneliler ve Karahanlılar Selçuklu topraklarına saldırdı. Ayrıca amcası Kavurd Bey Büyük Selçuklu tahtında hak iddia ederek isyan başlattı. Kavurd’un isyanı vezir Nizamülmülk tarafından bastırıldı. Melikşah daha sonra Karahanlılar ve Gazneliler üzerine sefer düzenledi ve kaybedilen yerleri geri aldı.Melikşah’ın Gürcistan’a yaptığı 3 sefer sonucunda Gürcü Kralı ve bölgedeki diğer mahalli hükümdarlar, Büyük Selçuklu Devletinin hakimiyetini kabul ettiler. Melikşah zamanında Selçuklu komutanları Anadolu Suriye Filistin ve Yemen’de fetihler yaptı. Abbasi halifesi 1087′de Bağdat’a gelen Melikşah’a çeşitli hediyeler verdi. Ayrıca Halife, Melikşah’ı doğunun ve batının sultanı ilan ederek ona iki kılıç kuşattı. Melikşah kızını halife ile evlendirdi.Karahanlı hükümdarının Selçuklu topraklarına saldırması üzerine tekrar Maveraünnehir seferine çıkan Melikşah önce Batı Karahanlıların daha sonra ise Doğu Karahanlıların topraklarını Büyük Selçuklu Devletine dahil etti.Böylece devletin topraklarında büyük oranda artış gerçekleşti.Ayrıca Melikşah hac yollarını ele geçirerek İpek yolunda hakimiyet kurdu.Melikşah çok tecrübeli bir devlet adamıydı.İslam Dünyasında Türk kültürünün yerleşmesi için çok üst seviyelerde tartışmalar yapılıp,Türk kültür ve uygarlığının Orta Doğu ve çevresine yayılması ve kök salması başlamıştır.
Mirası

Melikşah zamanında Büyük Selçuklu Devletinin sınırları Akdeniz ve Marmara Denizinden Kaşgar’a, Kafkasya’dan Yemen’e kadar uzanıyordu. Melikşah avlanmayı sever ve alimleri korurdu. Gazali, Kaşgarlı Mahmud ve Ömer Hayyam gibi alim ve şairleri himaye etti. Bağdat’da Sultan Melikşah Camiini yaptırdı. Isfahan’da bir rasathane, çeşitli yerlerde ise kervansaray,köprü,imaret,kale,hisar ve medreseler inşa ettirdi. 1074′de Celali takvimini hazırlattı. Ticaret mallarından alınan vergilerin bazılarını kaldırdı. Ermeni Patriğinin isteği üzerine kiliseleri, manastırları ve rahipleri vergiden muaf tuttu. Hac yollarında su kuyuları açtırdı ve bu yolların emniyetini sağladı.
Ölümü ve sonrasında İç Savaş

En güçlü vezirlerinden Nizamülmülk 1092′de Hasan Sabbah’a bağlı fedailerce öldürülür. Aynı yıl Melikşah da kimliği belirsiz kişilerce öldürülür. Selçuklu işgali altındaki günümüz İran sınırları dahilinde Hasan Sabbah’ın verdiği mücadele bu döneme damga vurmuştur. Melikşah’ın da bu fedailer tarafından veya Nizamülk’ü Melikşah’ın öldürttüğünü düşünen Nizamülmülk’e bağlı askerlerin öldürdüğüne dair belirsizlik vardır. Melikşah’ın ölümünden sonra kardeşi ve dört oğlu arasında taht kavgası başlamıştır. İran’da Mahmud, Anadolu’da Kılıç Arslan, Irak’da Berkyaruk, Horasan’da Ahmed Sencer, Bağdat’da Mehmed Tapar hükümdarlıklarını ilan ettiler. Bölgedeki bu iç savaş hali Birinci Haçlı seferi’nin başarısını artıran bir etken olmuştur.

| Bu yazı toplamda 823, bugün ise 0 defa okunmuştur |

11
Şub

Nizamülmülk kimdir. eserleri nelerdir?

   Yazan: melik   Kategori Derslerimizi Bilelim

Nizamülmülk, tam adı Ebu Ali el-Hasan et-Tusi Nizamülmülk (Arapça: نظام الملك، ابو علي الحسن الطوسي / Nizāmu’l-Mulk Abū ʿAli al-Hasan at-Tūsī; Farsça: خواجه نظام‌الملک طوسی / Hace Nizāmulmulk Tūsī; d. 1018 - ö. 14 Ekim 1092), Büyük Selçuklu Devleti’nin veziri ve Siyasetname adlı öğütler kitabı yazan Farsi[1] devlet adamı, siyaset bilimcisidir. Devlet yönetiminde hayli etkili olan Nizamülmülk’ün vezirliği Alparslan ve Melikşah dönemlerinde yayılmıştır.

Nizamülmülk,21 Zilkade 408/10 Nisan 1018 yılında İran’ın, Horasan şehrinde doğmuştur. Memleketin nizamlarının kurucusu anlamında olan Nizamülmülk ismi Abbasi halifesi Kâim bi Emrillah tarafından verildi.Nizamiye medreselerinin teşkili ve mevcut toprak sisteminin aksayan yönlerinin tadil edilmesi gibi Selçuklu devletinin müesseseleşme ve merkezileşmesi yönünde önemli sayılabilecek teşebüsslerin altına imzasını atmıştır. 1092 yılında Nizari (Haşhaşiler) tarafından öldürülmüştür.

Devlet işleriyle ilk olarak Gazne Devleti’nin Horasan valisinin yanında çalışarak başladı ve sonrasında Alparslan’ın Belh valisinin yanında devam etti. Sonrasında da 1064 yılında Büyük Selçuklu Devleti’ne vezir olarak atandı.

Bağdat, İsfahan, Nişapur, Belh, Herat, Basra, Musul ve Amul’da ki Nizamiye Medreselerini kurdurdu. Nizamiye Medreseleri adını Nizamülmülkden almıştır ve Bağdat’taki Medresenin başına İmam-ı Gazali’yi getirdi.

| Bu yazı toplamda 1937, bugün ise 1 defa okunmuştur |

20
Oca

Tarihe yardımcı olan bilimler nelerdir? Zaman ve takvim nedir

   Yazan: melik   Kategori Derslerimizi Bilelim

1)- COĞRAFYA: Tarih olayın geçtiği YER’in fiziki ve beşeri özelliklerini coğrafyadan öğrenir.2)- ARKEOLOJİ (Kazı Bilimi): Toprağın ve suyun altında kalmış olan tarihi eserleri ortaya çıkarır.

3)- KRONOLOJİ (Takvim Bilgisi): Tarihi olayların zamanlarını belirleyerek, meydana geliş sıralarını düzenler.

4)- PALEOGRAFYA: Eski yazıların okunmasını sağlayan bilim dalıdır.

5)- EPİGRAFYA (Kitabeler Bilimi): Taş, mermer gibi sert cisimler üzerine yazılan yazıları inceler.

6)- SOSYOLOJİ (Toplum Bilimi): Sosyal olayları inceler.

7)- ANTROPOLOJİ: Toplumların ırk yapılarını inceler.

8)- FİLOLOJİ (Dil Bilimi): Dilleri ve diller arasındaki bağları inceler.

9)- ETNOGRAFYA: Örf,adet, gelenek ve görenekleri inceler.

10)- DİPLOMATİK: Günümüze kadar gelmiş olan resmi belgeleri, fermanları vb. inceler.

11)- HERALDİK (Mühür bilimi): Resmi belgelerdeki mühür, arma ve özel işaretleri inceler.

12)- NÜMİZMATİK(Paralar bilimi): Eski Paraları inceler.

Bunlardan başka tarihe yardımcı bilimler arasına felsefe, istatistik, psikoloji, astronomi, Tıp, kimya gibi bir çok bilimi katabiliriz.

ZAMAN VE TAKVİMTAKVİM NEDİR?:

Takvim zamanı günlere, aylara, yıllara bölme metodudur.

NOT: İnsanlar zamanı ölçerken ölçü aracı olarak Güneşi ve Ay’ı kullanmışlardır.

AÇIKLAMA: Güneşi kullananlar dünyanın güneş etrafında bir tam dönüşünü esas almışlardır. (365 gün 6 saat) Bu şekilde oluşturulan takvimlere GÜNEŞ TAKVİMİ diyoruz. Ay’ı kullananlar ise Ayın Dünya etrafında 12 kez dönmesini (12 x 29.5 =354) esas almışlardır. Bu şekilde oluşturulan takvimlere AY TAKVİMİ diyoruz.

NOT: Tarihte ilk GÜNEŞ TAKVİMİ’ni MISIRLILAR, ilk AY TAKVİMİ’ni SÜMERLER oluşturmuşlardır.

AÇIKLAMA: Her toplum kendi takvimini oluştururken kendileri için önemli saydıkları bir günü BAŞLANGIÇ olarak kullanmışlardır. Örnek: Romalılar Roma’nın kuruluşunu, Müslümanlar Hicreti, Hırıstiyanlar Hz.İsa’nın doğumunu gibi…

| Bu yazı toplamda 35, bugün ise 0 defa okunmuştur |

20
Oca

Tarih bilimi nedir?

   Yazan: melik   Kategori Derslerimizi Bilelim

TARİHİN TANIMI: Tarih geçmiş zamanlarda yaşayan insan topluluklarının her türlü faaliyetlerini YER VE ZAMAN bildirerek, SEBEP-SONUÇ ilişkisi içinde anlatan bilim dalıdır.

TARİHİN KONUSU NEDİR? : Geçmiş zamanda yaşayan insan topluluklarının her türlü faaliyetidir.

TARİH ANLATIMINDA YER VE ZAMANIN ÖNEMİ NEDİR?
1)- Yer ve zamanın belirtilmesiyle olayın GERÇEK olup olmadığını anlarız.
2)- Olayın geçtiği yer ile olayın meydana geldiği zaman dilimi o olayın sebep ve sonuçlarını belirlememizde gereklidir. Çünkü o yerin iklimi, yaş** şartları, madenleri, o zaman içindeki nüfusu, o zaman içindeki toplumsal değerler olayın meydana geliş sebeplerini oluşturabilirler.

SEBEP-SONUÇ İLİŞKİSİNİN ÖNEMİ NEDİR?
Bütün olaylar bir zincirin halkalari gibi birbirine bağlidir. her olay kendisinden önceki olayın SONUCU, kendisinden sonraki olayın SEBEBİ’dir. Önceki olayı bilmezsek, sonraki olayı kavrayamayız.

OLAY NEDİR? OLGU NEDİR?OLAY: İnsanları ilgilendiren sosyal, ekonomik, kültürel, dini ve benzeri alanlarda meydana gelen oluşumlardır.
OLGU: Oluşum süreci içinde ya da başka bir şeyin belirtisi olarak gözlemlenmiş olaylardan ibarettir. Örnek: Anadolu’nun Türkler tarafından fethi OLAY’dır. Anadolu’nun Türkleşmesi OLGU’dur. Devamını oku »

| Bu yazı toplamda 5, bugün ise 0 defa okunmuştur |

20
Oca

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin Dağılması, Sovyetler Birliği’nin Çöküşünü Hazırlayan Etkenler, Dağılma Süreci, Bağımsızlıklar

   Yazan: melik   Kategori Derslerimizi Bilelim

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin dağılması, 25 Aralık 1991 tarihinde SSCB Devlet Başkanı Mihail Gorbaçov’un istifa etmesinin ardında Sovyetler Birliği’ni teşkil eden cumhuriyetlerin bağımsızlığını kazanmalarıyla Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin dağıldığı olay.
Bu tarihten itibaren Avrupa ve Asya’nın siyasi haritası değişmiştir. 1917′de temelleri atılan ve 1922′de kurulan Sovyetler Birliği’nin dağılması ve yerini Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT)’na bırakması dönemin en önemli olaylarındandır. Devamını oku »

| Bu yazı toplamda 8, bugün ise 0 defa okunmuştur |

18
Oca

İslamiyet öncesinde dünya dinleri, çeşitli dünya dinlerine örnekler

   Yazan: melik   Kategori Derslerimizi Bilelim

Çeşitli Dünya Dinleri

  1. Afrika Geleneksel Dini
  2. Ana Yerli İnançlar
  3. Bahailik
  4. Budizm
  5. Cao Dai
  6. Çin Geleneksel Dini
  7. Farangizm
  8. Hristiyanlık
  9. İslamiyet
  10. Jainizm
  11. Juche
  12. Mormonluk
  13. Musevilik/Yahudilik
  14. Neopaganizm
  15. Rastafari Akımı
  16. Sihizm
  17. Şinto
  18. Tengricilik
  19. Tenrikyo
  20. Tinselcilik
  21. Üniteryan Üniversalizm
  22. Yehova’nın Şahitleri
  23. Zerdüştlük

| Bu yazı toplamda 10, bugün ise 0 defa okunmuştur |

17
Oca

İlkyardım, Önemli Kazalar, Solunum Durması, Yaralar, Kanamalar, Şok, Kırık ve Çıkıklar, Burkulma ve İncinme, Baygınlık ve Nöbet, Göz Örselenmesi, Başka Kaza ve Yaralanmalar, Sokma ve Isırmalar, Zehirlenmeler esnasında ilk yardım

   Yazan: melik   Kategori Derslerimizi Bilelim

Kaza geçiren, yaralanan ya da birdenbire hastalanan kişilere, yaşamsal tehli­keyi atlatıncaya kadar uygulanan her türlü yardım ve tedavi yöntemine ilkyardım denir.
İlkyardımın birinci ilkesi hastanın ya da yara­lının yaşamını kurtarmak, ikincisi durumunun daha kötüye gitmesini önlemek, üçüncüsü ise tümüyle iyileşmesine yardımcı olmaktır. Has­tanelerin acil servisleri de bu amaçla kurul­muştur. Ama yaralıyı ya da hastayı bir hasta­neye ulaştırıncaya kadar geçen zaman çok önemlidir. Bu gibi durumlarda çevredeki kişilerin nasıl davranılacağını bilmesi ve ilk önlemleri alması yaralının ya da hastanın yaşamını kurtarabilir. Bu yüzden her evde iyi bir ilkyardım elkitabı ile çocukların ulaşama­yacağı bir dolapta saklanan bir ilkyardım çan­tası bulunmalıdır.
Bir kaza anında unutulmaması gereken birkaç önemli nokta:
Devamını oku »

| Bu yazı toplamda 197, bugün ise 0 defa okunmuştur |

17
Oca

FRİGYA UYGARLIĞI, FRİGLER, FRİGYALILAR, tarihi, dil ve yazı, mimari, Mitoloji, Din ve Kibele İnanışı, BÜYÜK TÜMÜLÜS,

   Yazan: melik   Kategori Derslerimizi Bilelim

FRİGYA UYGARLIĞI
(MÖ 750 - MÖ 300)
Frigler, Ege Göçleri ileAnadolu’ya gelen Balkan kökenli boylardan biridir. Ancak siyasi bir topluluk olarak ilk defa MÖ 750’den sonra ortaya çıkmışlardır, Midas döneminde ise (MÖ 725-695/675) bütün Orta ve Güneydoğu Anadolu’ya egemen, güçlü bir krallık düzeyine ulaşmışlardır. Hint-Avrupa kökenli oldukları halde kısa bir süre içinde Anadolululaşmışlar ve bir yandan Helen, öbür yandan Geç Hitit etkileri altında kalmış olamakla birlikte özgün ve Anadolulu bir kültür oluşturmuşlardır. Friglerin maden ve ağaç işçiliğinde, dokumacılıkta üretikleri eserler Helen piyasasında beğeni kazanmış ve Helenli ustalar tarafından taklit edilmişlerdir. Makara kulplu bronz tabaklar ve bronz kazanlar; dönemin “teknolojik” bir başarısı olan altın, gümüş ve bronzlardan yaylı çengelli iğneler (fibulalar); değerli madenlerden giysi kemerleri, tokalar ve zengin bezemeli tekstil ürünleri; geometrik desenlerle süslü mobilya eşyası bunlar arasındadır. Frigler, Helenlere ayrıca müzik alanında da esinlenme kaynağı olmuşlardır.

FRİGLERİN TARİHİ
Güçlü bir uygarlık kuran Friglerin tarihi ve sosyal yaşamı ile ilgili bilgilerimiz ne yazık ki yeterli değildir. Bu konudaki ilk bilgileri antik yazarlardan öğreniyoruz. Tarihçi Herodot ile coğrafyacı Strabon’a göre Frigler, Avrupalı bir kavimdi ve Anadolu’ya gelmelerinden önce “Brigler Devamını oku »

| Bu yazı toplamda 112, bugün ise 0 defa okunmuştur |

Page 1 of 2712345»...Last »

 kays ticaret iskenderun dekorasyon