Geçtiğimiz ocak ayında düzenlenen Sundance Film Festivali’nden beri herkesin diline dolanan film, sonunda Amerika’da gösterime girdi ve eleştirmenlerden de tam not aldı. Amerikan sinemasının görece zayıf bir yıl geçirdiğini varsayarsak; aile içi şiddet gören, ikinci çocuğuna hamile olan 16 yaşındaki Precious’ın hikayesi 7 Mart’taki gösterişli törenin mütevazı galibi olabilir.
Clarice “Precious” Jones, Harlem’de ona zulm eden annesiyle beraber yaşayan 16 yaşında genç bir kızdır. Annesinin sevgilisi tarafından tecavüze uğrayan Precious aynı adamdan ikinci defa hamile kalmıştır. Eğitim hayatı da parlak gitmemektedir. Sınıfın “sorunlu” kızı olmasından dolayı, okul yönetimi Precious’ı “Each One, Teach One” adlı özel bir eğitim programına gitmeye zorlar. Burada benzer geçmişlerden gelen Afriklı-Amerikalı genç kızlarla beraber yeni bir hayata adım atar. İdealist öğretmeni ise ona yeni bir umut ışığı olur. Precious, hayata farklı bir bakış açısından bakmaya başlar.
Filmin sinopsisini okuduğunuzda ya da fragmanını izlediğinizde filme oldukça önyargılı yaklaşabilirsiniz. Çünkü yıllardır arka mahallenin ötekileştirilmiş sorunlu çocuklarının idealist öğretmenin yardımıyla yeni bir hayata adım atmaları onlarca defa beyaz perdeye yansıdı. Acılar çeken, sefalet içinde yaşayan, sistemin tek bir çıkış yolu bile göstermediği bu karakterlerin hazin öyküleri duygu sömürüsüne yaslanan ve anlatmak istediğini genellikle bu manipülasyon yüzünden derinleştiremeyen öyküler olarak zihnimize kazındı. “Precious” ise daha önce izlediğimiz bu arınma öykülerinden oldukça farklı bir noktada duruyor. Bu yüzden film akraba filmleri arasında ayrıksı bir yere oturuyor.
Precious, daha önce bir filmde gördüğümüzden çok daha fazla travmayla baş etmeye çalışan bir karakter. Şiddet, tecavüz, dışlanma, aşırı kilolu olma durumu ve buna bağlı olarak özgüven kaybı karakterin psikolojisini şekillendiren temel öğeler olarak önümüze koyuluyor. Keza, Precious’ın en büyük özelliği yaşadıklarından dolayı eriştiği olgunluk. Yaşadıklarını, kaderini çoktan kabullenmiş bu karakter hayal dünyasında gezintiye çıkarak gerçeklerden kaçmaya çalışıyor. İçinde fırtınalar kopsa da öyle bir ermişlik seviyesine ulaşıyor ki, başına gelenler onu pek de şaşırtmıyor, yaralamıyor gibi görünüyor. İşte film de tıpkı Precious gibi, karakterin yaşadıklarını o hayatın bir parçası olarak lanse ediyor. Seyircinin Precious için ağlayıp sızlamasını istemiyor. Onun yerine hayatın umutla bakılması gerektiği bir hediye olduğu düşüncesi üzerinden hareket ediyor. Öyküyle seyirci arasına ince bir duvar örerek, kapalı kapılar ardında yaşanan insanlık suçuyla bizi yüzleştiriyor. Bu yüzden film bir acıma ve arınma seansına dönüşmüyor. İzleyicide bir farkındalık yaratıyor.
Bunların hepsinde Lee Daniels’ın yönetiminin büyük bir payı var. İkinci filmini çeken yönetmen her ne kadar filmin ilk bölümünde gerekli akıcılığı yakalayamasa da, bize sık sık bir film izlediğimizi hatırlatıyor. Kameraya zoom yaptırıyor, sahneler arası çabuk kesmeler yapıyor ve dikkatimizi hep ayakta tutuyor. Yönetmenin elinde, Yeşilçam melodramlarına taş çıkaracak bir hikaye olsa da Daniels asla ipleri elinden bırakmıyor. Ayrıca yönetmen tüm oyuncu kadrosundan da enfes bir performans almayı başarıyor. Filmin en büyük sürprizi ise filmi gördüğünüzde neredeyse tanıyamacağınız ve şaşırtıcı bir biçimde etkileyici bir performans gösteren Mariah Carey. Kısaca, “Precious” senaryosu, yönetimi ve oyunculuklarıyla yılın en fazla ilgiyi hak eden yapımlarından biri. Devamını oku »
| Bu yazı toplamda 14, bugün ise 0 defa okunmuştur |